ALS ve NÖRODEJENERATİF HASTALIKLAR KONFERANSI 2014

ALS ve NÖRODEJENERATİF HASTALIKLAR KONFERANSI 2014

Suna Kıraç hastalığı ile ülke tıbbına ve bilimine hizmet eden iş dünyamızın ünlü bir siması.Türkiye’de yaklaşık 5_6000 kişi bu hastalıkla yaşıyor. ALS/MND adını taşıyan bu hastalık için yapılan yoğun çalışmaların bir an önce tedavi aşamasına ulaşmasını diliyoruz.

Suna ve İnan Kıraç tarafından kurulan KIRAÇ vakfı 4. üncü kez İstanbul’da dünyanın ALS ve nörodejeneratif hastalıklar alanındaki en ünlü bilim insanların katılımı ile üst düzey bir sempozyum düzenliyor. 4. üncü konferans 12_14 haziran 2014 tarihlerinde İstanbul’da Pera Müzesi salonlarında yapıldı. Nobel sahiplerinden ROBERT HORVİTZ, Harvard Üniversitesi’nde JEFFREY D.MACKLİS, Massachusets Üniversitesi’nden ROBERT BROWN, Oxford’dan KEVİN TALBOT, Salk enstitüsünden (San Diego) ARİEL LEVİNE konuşmacılar arasında idi.

Bu seri konferanslar, Kıraç vakfının, Boğaziçi Üniversitesi, Harvard ve Massachusets Üniversiteleri işbirliği ile gerçekleştiriliyor. Kıraç vakfı tarafından Boğaziçi Üniversitesi işbirliği ile kurulmuş olan Nörodejeneratif Hastalıklar Araştırma Laboratuarının başında bulunan Prof.Dr. Nazlı Başak bu organizasyonlarda yetenekli öğrencileri ile birlikte baş rol oynuyor. Bu yılki konferans ”Motor Sistem, Gelişimden Nörodejenerasyona” adını taşımakta idi..

ALS ya da Motor Nöron hastalığı dünyada dejeneratif hastalıklar arasında üçüncü sırada bulunuyor. Omur ilikdeki ön boynuzda yer alan motor hücrelerin ölümü nedeni ile ilerleyici kas erimesi ile şekillenen, aynı zamanda hareketin birinci nöronu(piramidal yol)un da dejenerasyonuna yol açan bu hastalığın insidansı (bir yılda görülen vaka sayısı) 2-3/ 100.000 kadardır. Dünyanın en ünlü ALS hastası İngiltere’de yaşıyor ve Cambridge Üniversitesi’nde yer alıyor. Stephan Hawking uzun yıllardır hareket etmeden, konuşmadan bilim üretmeyi sürdürüyor. Aktör David Niven Şostakoviç ünlü ALS hastalarından. Amerikalılar ünlü beyzbol oyuncusu Lou Gheric’in adını öne çıkararak bu hastalığa onun adını veriyorlar. Ben S.Hawkingin bu adı çok daha fazla hak ettiği inancında olanlardanım..

Sempozyum ünlü Nobel sahibi Robert Horvitz’in konferansı ile başladı. Bu büyük bilim insanı çalışma ve araştırmaları, başlıca apoptosis (programlanmış hücre ölümü) olmakla birlikte matematik ve ekonomi alanlarına kadar uzanıyor. Mikroskopik yuvarlak kurt(round worm) ların, iplik kurtların (nematod) gelişim ve davranışları onun çalışmaları arasında. Horvitz’ in araştırmaları insan biyolojisi ve hastalıklarında önemli moleküler genetik yolların, aynı zamanda hayvan gelişiminde normal bir olgu, apoptosis den sorumlu yolların tanımında bilgi sağladı. Apoptosis, dejeneratif hastalıklarda sık sık gündeme gelen ve tartışılan bir konu. Apoptoziste önemli rol oynayan bir enzim olan CASPASE konferanstaki bildirlerde yer alıyordu ve bu enzimin inhibe edilmesinin hücre ölümünü engellediği bildirildi. Bu olgu ile bağlantılı olarak statinlerin, servistatin ve simvastatinin bütün nöronlar üzerinde etkili olduğu ve axon gelişiminde ve optik sinir regenerasyonunda rol oynadığı ilginç bir bulgu olarak sunuldu.

Tüm konuşmacılar, ALS’ nin heterojen bir hastalık olduğu, burada geniş bir spektrumun var olduğu ve aslında tek değil, bir grup hastalıktan söz etmenin daha doğru olacağında görüş birliği etmekte idiler.Bu hastalığın %10 kadarının genetik kaynaklı olduğu biliniyor. 1993′ de SOD 1 geni bulundu ve familyal ALS fALS sporadik sALS den ayrıldı. O günden sonra tıpkı klinik tablo (fenotip) de olduğu gibi bu hastalığın genotipinde de heterojenitenin geçerli olduğu anlaşıldı. Bugün için familyal ALS’ den sorumlu bilinen 5 gen olduğu bildiriliyor. Ancak Nazlı Başak bunların tüm familyal vakaların % 44 ünü oluşturduğunu exom araştırmaları ile buna %16 eklenebileceğini bildiriyor. Genetik geçişin dominant (başat) olduğu bilin iyordu. Ama yeni genlerin bulunması ile familyal ALS’ ler içinde resesive vakaların da olduğunu ve bunların daha genç başlangıçlı vakalar olduğunu öğreniyoruz. Çok sayıda semptom göstermeyen gen taşıyıcıları olduğu da anlaşılıyor. ALS ile birlikte görülen bazı genetik hastalıklar var. Nörodejeneratif hastalıklar laboratuarının genç bilimcileri buna çok ilginç örnekler bildirdiler. Bunlar ALS ile birlikte serebellar ataksi vakaları..Bu örnekler, genlerin iç içe girdiğine işaret etmesi bakımından çok ilginç bulunuyor.

Niçin nörodejenerasyon? Çok çeşitli teoriler ve risk faktörleri ileri sürülüyor.

Toksik mekanizmalar, oksidatif hasar, protein aggregasyonun, glutamat eksitoksisitesi, mitokondri anomalisi, büyüme faktörlerinde yetersizlik, glial hücre patolojisi, bozulmuş RNA, ubikitin proteazom, multipl travma..Bunlar bazı kanıtlarla birlikte yıllardır öne sürülüyor. Bu alanın önde gelen otoritelerinden Boston Harvard’ın ünlü hastanesi MGH den Massachusets Üniversitesine transfer olan Robert Brown diğer bazı sunucularla birlikte doğal gelişimdeki (development) ortaya çıkan bir kusurun ona eklenen faktörlerle birlikte motor nöron kaybına yol açabileceğini bildiriyor. Nörodejeneratif yıkım yerine bu gelişimdeki defektin yıllar sonra hücre kaybına yol açması değişik konuşmacılar tarafından belirtildi. Telafi (kompensatuar) mekanizmalarının yetersizliği de burada rol oynayabiliyor. Klinik gözlemler atletik hiperaktivitenin, travmaların bu oluşumda rol oynayabileceğini gösteriyor. ALS vakalarına ender olmayarak kognitive kusurlar ve Fronto Temporal demans eşlik ediyor.

Konferansa katılması beklenen ve hastalıkla ilgili özellikle.piramidal yol (hareketin birinci nöronu) üzerinde önemli araştırmaları olan Hande Özdinler yazık ki Amerika’dan gelip sunuşunu yapamadı.

İstanbul’da Suna ve İnan Kıraç vakfı ve Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve genetik Departmanı tarafından kurulan Nörodejeneratif Araştırma Laboratuarının direktörü Nazlı Başak bugüne kadar 440 ALS vakasını incelediklerini , bunların 101 tanesinin 71 aileden familyal ALS vakaları , 339 unun sporadik vakalar olduğunu, 30 ailede konvansiyonel metodlarla 10 ailede NGS (modern metodlarla) genetik çözüme ulaşıldığını, 5 major genin fALS lerin % 42 sinde saptandığını bildiriyor.

Türkiye’de bilinen tüm genetik çeşitlerin (etnik çeşitlilik) var olduğunu en sık görülen %18.3 ile C9 olduğunu onu SOD 1 in izlediği bilgilerini ekliyor.

Hastalığın tedavisi ile ilgili, hastaları mutlu edecek bildiriler yoktu..Kök hücreden söz edilmedi..Sempozyum çok önemli çalışma ve araştırma sonuçlarını içeriyordu. Çok kaliteli bilimsel bir toplantı olduğu tartışma götürmez. Ancak dejeneratif hastalıklar büyük sırlar taşıyor ve tedavi şifa (cure) sonucuna varmak daha uzun süre çalışmaları gerektiriyor. Klinisyenler, nörologlar hastalaları ile birlikte bu gerçeği kabul etmek ve temel bilimcilerin araştırma sonuçlarını izleyerek onlara en iyi bakım hizmetlerini sağlamak görevini yüklenmek durumunda bulunuyorlar.

Prof. Dr. Coşkun Özdemir