Dünya Engelliler Gününde Sosyal Engelliler

Dünya Engelliler Gününde Sosyal Engelliler

Sosyal engelliler, fiziksel engellilerden çok daha fazladır bu ülkede. Bu gerçeği iyi algılayalım. Onları engelliler kapsamına alalım. Bu sosyal devletin bir görevidir ve sorumluluğudur.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü olarak kabul edilmiştir ve tüm dünya ülkelerinde bugün engellilerin sorunlarını gündeme getirmek tartışmak ve çözümler aramak üzere toplantılar düzenlenmektedir.

Önceleri sakatlar diye anılan daha sonra özürlüler diye adlandırılan, son yıllarda engelliler olarak söz edilmesi tercih edilen bu çok kalabalık gruba ilgi II. Dünya Savaşı’ndan arta kalan milyonlarca sakat kişiler ve çocuk felci geçirip kasları zayıf düşerek hayatta kalan yüz binlerce insanların varlığının algılanması ile başlamıştır. Bu ilgi rehabilitasyon olarak anılan bir kavramın doğmasına yol açtı.

Rehabilitasyon, sağlığını şu ya da bu derecede yani kısmen yitirmiş insanların geri kalan güçleri ile mümkün olan en iyi yaşam koşullarına kavuşturmayı amaçlıyor. Rehabilitasyon kavramı yıllar içinde topluma entegrasyon yaşam kalitesini yükseltmek, üretime katılmak, ulaşılabilirlik (accesability) sosyal engelli gibi yeni kavramlarla desteklendi. Bugün özellikle gelişmiş ülkeler engelli insanlara onurlu bir yaşam sağlamak için çok etkin organizasyonlar gerçekleştiriyorlar. Beni bu ülkelerde gördüklerim ve izlediklerim arasında en çok etkileyen şey yukarıda andığım sosyal engelli kavramı oldu. Bu yazıda onu işlemek istiyorum.

Sosyal engelli, benim yıllar önce ilk kez Danimarka’da karşılaştığım, öğrendiğim ve gelişme halindeki bir ülkede yaşayan bir insan olarak yürekten benimsediğim bir kavram oldu. Danimarka’da 40 yıl kadar önce rehabilitasyon kursu yaparken dünyanın dört bir tarafından gelmiş olan biz kursiyerleri bir güzel binaya götürdüler. İçeri girdiğimizde 30 kadar sevimli çocuğun yardımcılar eşliğinde kahvaltı ettiğini gördük. Ortada engelli filan yoktu. Bizim şaşkınlığımızı görerek hemen açıkladılar; burası evlenmemiş annelerin barındığı bir yerdi. Anneler işe gitmişlerdi. Çocuklar bakım altında idiler. Engellilerle ilgilenen rehabilitasyon organizasyonları bu anneleri korumaya alıyor, onlara iş buluyor ve çocuklarına sahip çıkıyordu. Bu genç kızlar evlenmeden anne oldukları için aileleri ve toplumla bir sürtüşme içine giriyor ve toplumda zor durumda kalıyorlardı. Yani onlar, sosyal engelli idiler ve diğer engelliler gibi korunmayı, desteklenmeyi hak ediyorlardı.

Zenginin engellisi de farklı

Evet, ben çok yineliyorum, yazık ki pek dikkati çekmiyor ama bakınız -WHO- Dünya Sağlık Örgütü’nün engelli tanımında “fiziksel, ruhsal, zihinsel nedenlerin yanı sıra sosyal nedenler” de yer alıyor. Yukarıda belirttiğim gibi bizim bu anlayışı, bu yaklaşımı yürekten benimsememiz gerekir. Düşünmeliyiz ki memleketimizde ne çok ne kadar çok sosyal engelli var. Ne var ki böyle zengin gelişmiş bir ülkeden örnekler alarak bu servisleri ekonomik sosyal ve kültürel açılardan çok farklı ve yazık ki çok yoksunluklar içinde bulunan yurdumuza aktarmak olası değildi. Kurs sonunda yazdığım raporda bunu belirtmiştim. Danimarka zengin bir ülke onların engellileri de bizden çok farklı konumda bulunuyorlar. Ama bizim kendi koşullarımızda mutlaka bir çözüm aramalı ve bulmalıyız. Bizim töre cinayetlerine kurban giden ne kadar çok genç kızımız var. Dışlanan, horlanan, yalnızlığa terk edilen, baskı altında tutulan, tüm özgürlükleri elinden alınan, eziyet edilen, dayak yiyen, ahıra kilitlenen, aç bırakılan, kuma gidip perişan olan, dul kalıp namus bekçileri tarafından saldırıya uğrayan kadınlar, yoksulluk içinde kıvranan, varlığı ile övündüğümüz insan haklarının, kadın hakları ve eşitliğinin, demokrasinin hiç ulaşamadığı milyonlar, seçimlerde, ramazanlarda sadaka dağıtılan eğitim yoksulu yığınlar. Bunların hepsini sosyal engelli saymak doğru değil midir?

Çaresizlik içindeki kadınlarımız için kadın sığınma evleri var ama ne kadar yetersiz. Kadınların en çok eziyet çektiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ise hiç destek yok. Engellilerin Türkiye’de 8.5 milyon olduğu ifade ediliyor. Bu doğru değil, sosyal engelli anlayışını reddetmezsek, çok daha fazladır. 14-15 yaşında evlendirilen genç kızlarımızı erkek egemen toplumumuzdaki aile yapısını ve orada bu genç kızların yaşam koşullarını düşünün. Yalnız ruh hastalarını değil sosyal, ekonomik, kültürel, geleneksel, töresel nedenlerle ruh sağlığı, ruh dengesi bozulmuş milyonları düşününüz. O zaman engelli sayısının nüfusumuzun oldukça yüksek bir yüzdesine ulaştığını kabul edeceksiniz. Sosyal engelli kavramı mutlaka gündeme gelmelidir ve çözüme kadar orada durmalıdır. Bu, bence gerçekçi bir yaklaşımdır. Girmeye çalıştığımız AB Türkiye’ye karşı samimi davranışlar içinde olsaydı azınlık hakları, işkence iddiaları, ifade ve düşünce özgürlüğü, 301’inci madde, orduyu etkisizleştirme çabalarından çok daha önce, süregelen feodalite düzeni, ekonomik eşitsizlik, yoksulluk, eğitim yoksunluğu ve sağlık hakları ile ilgilenmeli idi. Lütfen, engelli tanımına dikkat edelim. Sosyal engelliler, fiziksel engellilerden çok daha fazladır bu ülkede. Bu gerçeği iyi algılayalım. Onları engelliler kapsamına alalım. Bu sosyal devletin bir görevidir ve sorumluluğudur. Bu görev vazgeçilmez bir zorunluluktur.

Prof. Dr. Coşkun Özdemir